20 Haziran 2013 Perşembe

Ayşen Gruda ile Yaşama Dair...

“Hatıralardan nefret ederim, ileriye bakmak lazım.”
Yıllardır severek izlediğimiz birçok filmin artık ailemizin bir ferdi kadar hayatımızın içinde hissettiğimiz karakterlerinin yaratıcısı Ayşen Gruda. Biz hâlâ “Gazeteci olunur mu gazeteci doğulur mu” tartışa duralım o, oyuncu olunmayacağını oyuncu doğulduğunu düşünüyor.  Oyunculuğu “suya yazı yazmak” diye niteleyen Gruda, oyunculukta kalıcı olmak isteyenlerin “İyi şeyler yaparak, tek tek tuğlalar koyarmışçasına kendini geliştirerek yaşaması gerekiyor.” diyor.
Ayşen Gruda ile yaşama dair konuştuk.



 Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz. Aileniz bu durumu nasıl karşıladı?
Oyuncu olunmaz oyuncu doğulur. Hiçbir insan oyuncu olmaya karar vermez. Oyunculuğu içinde hisseder. Oyuncu olduğumu hissediyordum anlamıştım merakım vardı. Denedim ve yeteneğimi gördüm. Ailem de destek oldu. Yardımcı oldular. Gurur duydular benimle. Doğru bir tepki verdiler yani.
Türkiye sizi “Domates Güzeli” olarak tanıdı; siz bu durumdan memnun musunuz?
Domates Güzeli bir skeçte oynadığım bir karakterdi. Ben bir oyuncuyum bana verilen bütün rolleri oynarım.
Bugün gazetelerde görüyoruz bazı oyuncuların rol beğenmediğini sizin gençlik yıllarınızda tanık olduğunuz böyle durumlar oluyor muydu?
Hangi baba yiğit oyuncu rol beğenmiyor bakayım? Onlara oyuncu denilmiyor. Benim gençliğimde böyle bir şey yoktu. Adile Naşit, Münir Özkul, Şener Şen, Kemal Sunal proje bekliyorlardı ama asla böyle ukalalıklar yapmıyorlardı.
Siz de birçok filmde yardımcı rol üstlendiniz. Bugün oyunculuk konusunda Türkiye’de tartışılmaz bir yerdesiniz. Yardımcı rolleri oyunculuk açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hiçbir zaman bir ekolün içinde başrol son rol olamaz. Olur mu öyle şey? Müjde Ar kendi fiziğini oynadı ben kendi fiziğimi oynadım. Akılda kalanlar bizleriz farkındaysanız.

Bugüne kadar çalıştığınız yapımlardan en çok keyif aldığınız hangisiydi?
Hepsinden çok keyif aldım. Hepsinden keyif alırsın çünkü sen o rolü dünyaya getiriyorsun. Ete kemiğe büründürüyorsun. Zaten keyif almadan bu iş yapılmaz.
Türkiye’de bazı alanlarda erkeklerin egemenliği söz konusu, komedi de bunlardan biri. Kadın olarak bu alanda böylesi büyük bir başarıya nasıl imza attınız?
Yalnızca Türkiye’de değil bütün dünyada bu algı var. Ben hiçbir zaman kadın erkek diye ayrı ayrı düşünmüyorum, insan olarak düşünüyorum. Ben bir insanım. Yani erkekler oynar ben oynayamam demiyorum. Yeri geldiğinde evdeki ütüyü de tamir ediyorum. Olması gereken bu; ama dünya erkek egemen. Erkekler savaşları çıkarıyorlar. Kadınlar üzüntü çekiyorlar. Dünyanın her yerinde bu böyle. Ben kadınların kavrayamamamsına bağlıyorum bunu. Bazı şeyleri kavrayamıyorlar. Mesela ne? Kendine güvenememesi “Ben bu işi yaparım” “Ben çok iyi bir doktor olabilirim.” “Ben donanımlıyım.” “Bu çocuğu ben yetiştiriyorum.” demiyorlar.
Oyunculuk özel hayatınızı nasıl etkiledi? Söyleşilerinizde torununuz Emre ile ilişkinize sıklıkla rastlıyoruz, torunuzla iletişiminiz nasıl?
Özel hayatım bana kalsın. Oyunculuk benim özel hayatımı engellemez. Torunum Emre genç bir insan. Emre’nin sanata ve bilime en azından yapmasa dahi ilgili olmasını istiyorum. Dinlemeyi izlemeyi sevmeli. İyi bir seyirci iyi bir dinleyici iyi bir okur olmasını istiyorum. Bunlar da lazım. İlla o işi yapan değil o işi yaptığın insanların da iyi yetişmiş olması lazım. Onun insan olmasını istiyorum erkeklik kavramı olabilir ama insan değilsen hiçbir şeysin.
Oyuncu olmasaydınız, sizce hayatınız nasıl olurdu? Bugün nerede olurdunuz?
Onu kimse bilemez J (gülüşmeler)
Hiç değişmeyen bir çizginiz sarsılmayan bir dik duruşunuz var. Örnek alınacak bu tutumunuzu neye borçlusunuz?
Kendime güvenime borçluyum. Borçlu da değilim aslında. Kendime güveniyorum. Yalan söylemiyorum. İnsan eti yemiyorum. İşim gereği çok ezber yapıyorum zaten. Beynimi bir de yalan dolanla uğraştıramam. Yalanlarla dolanlarla “ben ona ne yalan söylemiştim?” falan ne lüzum var içimden geçiyorsa “sen ne salaksın.” der yürür giderim. Borçlu da değilim borcu da kabul etmiyorum. Ben böyleyim.
Genç oyunculara deneyimlerinizi aktarmak için planladığınız bir proje var mı?
Performans teknikleri öğretilir ama oyunculuk öğretilmez. Oyunculuk ve hayatı dengelemeleri için kitaplarda bulamayacakları tüyoları veriyorum onlara. Onlar da faydalanıyorlar. Bunun dışında kitap yazmak gibi bir şeye henüz hazır değilim. İleride belki…
Sanatçıların toplumsal sorumlulukları da var, bu anlamda sizin özellikle hassasiyetle yaklaştığınız ve içinde yer almayı düşündüğünüz hayata dair projeler var mı?
Görevlerimden birini yeni yaptım Türkiye sarsıldı. Bunların hepsinin farkındayım. Sanatçının bir misyonu olması gerektiğinin farkındayım. En azından çıkıp da “Ben biber dolmasını çok güzel pişiririm. Üstüne yoğurt da koyarım” demiyorum. Başka şeyler söylüyorum.
Sizce bir oyuncunun kalıcı olabilmesi için nasıl bir yol çizmesi gerekir kendisine?
Her şeyden önce şanslı olması gerekiyor. Bu iş suya yazı yazmaktır. İyi şeyler yaparak, tek tek tuğlalar koyarmışçasına kendini geliştirerek yaşaması gerekiyor.
Bir oyuncunun gelecek vaat ettiğini nerden anlarsınız?
Tiyatroda görmem lazım. Ben tiyatroda görmediğim oyuncuya oyuncu demem. Dizi oyuncuları farklı işler yapıyor. Tiyatroda görürsem o zaman “Aa evet bu çocuk yapıyor.” derim.
Günümüz Türk sinemasını ve bugünün dizi furyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Metin yazarı az olduğu için çok zorlandığını düşünüyorum sinemanın. Teknoloji çok iyi. İyi prodüksiyon yapılıyor. Ama gişe yapan filmler farklı. Dizilere dönecek olursak yazık ki oyuncu telefi diziler. İnsanlar öldü “Dizi çekeceğim.” diye hala akıllanamadık. Dizilerden de canım romanları Hüseyin Rahmiler’i, Yaprak Dökümleri’ni, Aşk-ı Memnular’ı allak bullak ettiler. Genç insanların kafasına yanlış yerleşiyor. Bir çocuğun “Anne, Yaprak Dökümü’nün kitabı çıkmış.” demesi acı çok acı…  
Tiyatroya bugün gösterilen ilgi nasıl? Özel tiyatro ve devlet tiyatrosunu karşılaştıracak olursanız neler söyleyebilirsiniz?
Diziler bu durumdayken tiyatrolara daha çok ilgi duyuluyor. Özel tiyatroların gişe kaygıları var. Özel tiyatrolarda iyi oyuncular var. Devlet tiyatrolarıysa çok içine kapanık olmamalı. Eğer ki bir role dışarıdan biri lazımsa onu da almalı.
Gündemi nasıl takip ediyorsunuz; yeni teknolojilerle aranız nasıl?
Teknolojiyi boş ver. Yakında insanlar yeniden dumanla haberleşmeye dönecekler. Çok fazla kafa ütülüyor. Hz. Google’a inanmayın, kitaplara inanın.Gündemi çok dikkatli takip ediyorum.  Hiç kaçırmam. Şu aralar “Harlem Shake” adında bir dans popüler. Ona kadar biliyorum.
Yıllar sonra nasıl hatırlanmak isterdiniz?       
Hatırlanmak istemem hiç. Hatırlanmayı sevmem ben. Hatıralardan nefret ederim. İleriye bakmak lazım. Hep ileriye bakmak lazım…




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder